Makaleler

  • 20. Yılında 28 Şubat - 27/02/2016
  • 20. YILINDA 28 ŞUBAT…


    MGK Toplantısı çok uzun sürmüştü.

    “Gerekirse silah bile kullanılabileceğinden” bahsediyordu, bir büyük gazete… Olsun, şubat ayı şehadet ayıydı. Merhum Şehid Metin Yüksel, “şehadet bir çağrıdır, tüm nesillere ve çağlara” demiyor muydu?

    “Şehidin mirası zaferdir”diyordu Üstad Sezai Karakoç, Şehid Seyyid Kutup’u anlatırken…

    Aynı bahçenin farklı renkli gülleri olduğunu düşünüp zannettiklerimiz, İsrailli çocuklara acıdığını iddia edenlerin, Filistinlilerle hiçbir bağı olmadığını geç de olsa öğrenmiş, “bu 28 şubat süreci hayırlı oldu” dediklerine / diyebildiklerine şahit olmuştuk.

    İmam hatipler kapatılmış, bunların “paralel” okulları almış yürümüştü.

    Bu postmodern darbe öncesinde de “beceremediniz, artık bırakın” demişler, darbenin mimarlarına iyi niyet mektupları yazmışlardı.

    Kan kusup, “kızılcık şerbeti içtim” diyen Merhum N. Erbakan Hoca’ya “malum adam” diyenler, aynı malum çevrelerdi.

    Bu darbeden yaklaşık 20 yıl sonra, “dostmodern darbe” olarak da nitelenen,  15 Temmuz ihanet ve işgal girişimine kalkışmışlardı, aynı malum çevreler…

    Başörtüsü yasağı vardı. “Füruattı, teferrüattı” aynı çevrelere göre… Her şeye ve herkese “provokasyon” diyenler, şecaat arzediyor, provokasyonun alasını yapıyorlardı.

    Laikçi çevrelerin ise adına “türban” dedikleri… “Uyuz oluyoruz, görünce” dedikleri, başörtüsüydü. Tüm “kamusal alan”larda yasaklanmıştı. Serbest olup normalleşebilmek için, onlarca yılın geçmesi gerekiyormuş demek ki.

    Şimdilerdeyse içi boşaltılmak isteniyor, gibi… Başörtülü dekolteler, moda ve defileler gibi…

    Çalınan hayallerimizin yerinde, yeller mi esiyor ne?

    Çalınan yıllarımızı, kaybettiğimiz kampüslerde…

    Bizim meydan mitinglerine, eylemlere koştuğumuz yerde… Üniversitelerde…

    O günlerde bayan arkadaşlarımız “başörtülü” bir şekilde, okumak için bedel öderken, o yıllarda doğmuş, şimdiki “türbanlılarımız” sevgililerinin sırtında aynı yerde pop konserlerine koşuyorlar, şimdilerde…

    “Her hangi bir bir koltuğun hayalini kuranlar” istenmemesi gereken görevi “asr-ı saadete” hasredince, işler de ehline verilmemiş oluyordu, seneler sonra…

    “Her eylem yeniden diriltirdi” beni, bizi ve hepimizi… Biz neyi, nasıl protesto edeceğimizi biliyorduk, meydanlarında şehrimizin, ülkemizin… “Herkes kadar, buralı ve ağır sevdalı” bir şekilde…

    “Saf çocuğuyduk, masum Anadolu’nun… Öz yurdunda garip, öz vatanında parya” olan…

    Üniversite öğrencisiydik. “Anlı şanlı” hocalarımız, derslerden başörtülüleri atmanın, biz ise özgürlüğün kavgasının peşindeydik.

    Nereden nerelere geldik? Tahmin bile edemediğimiz yerlere…

    Şimdiki gençlere bunu anlatamıyoruz, galiba. Ütopya, yada hayal zannediyorlar, “Endülüs”e çevrilmek istendiğimizi ve bunun hep isteneceğini…

    “Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murad etmiş olabilir? Allah bilir, siz bilmezsiniz.”

    “Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler.”


    Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun.

    Duyuru Arşivi

  • Neden, neden ve neden?
  • Diliniz Kaba Vicdanınız Taş
  • Hayret Makamı
  • 7 Güzel Adam
  • Bir Vicdan Muhasebesi
  • Bir Haberin Düşündürdükleri
  • Bir Avuç Gözyaşı
  • Bir Dost'un Ardından...
  • Kavramları Doğru Konuşmak
  • Bir Darbenin Düşündürdükleri...
  • Bir Empati Denemesi
  • Din mi, ideoloji mi?
  • Bilgi'ye Yolculuk...
  • Dost'un Gülü
  • Tasavvuf Üzerine
  • Sözün Değeri
  • Bilişim ve Teknoloji
  • Başörtüsü Sorun mudur?
  • İnsan Hakları ve Demokrasi
  • Kısas mı, cinayet mi?
  • Yapmamız Gereken
  • Hak ve Özgürlükler
  • Evrensel Küme



  • Saat
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam2
    Toplam Ziyaret27057
    Hava Durumu
    Anlık
    Yarın
    3° -3°
    Son Dakika